Haber

Çanakçı: Depremin ekonomik maliyetini karşılamak mümkün, kısır döngüyü kıracağız

ANKARA – Onbinlerce kişinin ölümüne neden olan Maraş ve Hatay merkezli sarsıntıların yaralarını sarma çabaları sürüyor. Depremin üzerinden iki ay geçmesine rağmen konut sorunu devam ediyor. Seçimler öncesi başlayan yeni konutların çığır açan görüntülerinin gölgesinde, depremin ekonomiye etkisi hesaplanmaya çalışılıyor.

Millet İttifakı’nda yer alan ve seçimlerde savunucu olan DEVA Partisi’nin Ekonomi ve Maliye Politikaları Lideri İbrahim Çanakçı’ya göre şokun ekonomik maliyetlerini karşılamak mümkün ama mevcut iktidar bunu yapamıyor. Bu.

‘AFET YÖNETİMİ EYLEM PLANLARIMIZIN TEMEL KONULARINDAN BİRİ OLDU’

Devlet Planlama Teşkilatı’nın hazırladığı ‘1999 depreminin ekonomik MR’ı’ olarak nitelendirilen durum tespiti ve ekonomik maliyet raporuna katkıda bulunan isimler arasında yer alan DEVA’dan Çanakçı, 2019’daki depremlerin ekonomik yaralarını sarmanın yollarını anlattı. Maraş ve Hatay ve Millet İttifakı seçilirse atacakları adımlar. :

DEVA Partisi’nin hazırladığı eylem planlarından ilki Afet Eylem Planı oldu. Bu eylem planını ‘birinci plan’ olarak seçmenizin nedeni neydi?

22 alanda eylem planları hazırladık. Afet yönetimi Türkiye’nin çok değerli bir sorunudur. Sadece Kahramanmaraş sarsıntılarından sonra gündeme gelen bir konu değil. 1999 Marmara Depremini yaşadık ve deprem riski uzun süre gündemde kaldı. Maraş depremleriyle ilgili tahminler ve değerlendirmeler hep gündemde oldu. Türkiye’nin afet yönetimini bağımsız ve değerli bir konu olarak ele alma ihtiyacı doğdu. Sadece depremlerin değil, sel, orman yangını gibi diğer afet türlerinin de çok şiddetli yaşandığı bir ülkedir. Bu alanı boş bırakmak düşünülemezdi. Bu yaklaşımın bir modülü olarak afet yönetimini eylem planlarımızın ortasına ana başlık olarak aldık. 2021 yılında, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin yıl dönümünde yayınlamıştık. Afet yönetimi de parti programımızın çok önemli bir parçasıydı.

ÇÖZÜM RAPORU’NUN ÜÇ AMACI

Devlet Planlama Teşkilatı tarafından 1999 depremi ile ilgili durum tespiti ve ekonomik maliyet raporu yayımlanmıştır. Siz de katkıda bulundunuz. DEVA lideri Babacan’ın sözleriyle o rapor ‘1999 depreminin ekonomik MR’ı’ idi. 6 Şubat Maraş Depremi için de benzer bir çalışma yaptığınızı biliyoruz. Bu çalışmada bir sonuca ulaştınız mı? 2023 Maraş Depreminin ekonomik MR’ı bize ne anlatıyor?

Yayınladığımız Maraş Merkezli Deprem Değerlendirme ve Analiz Raporu’nun üç amacı vardı. Birincisi depremin mali boyutunu belirlemek, ikincisi Maraş merkezli depremin yaralarını sarmak için hükümetin yapması gerekenleri ortaya koymak; üçüncüsü ise afet riskinin azaltılması ve geleceğe yönelik afet yardımı alanında atılması gereken adımları ortaya koymaktı.

‘DEPREMİN MADDİ HASARI MARMARA DEPREMİNDEN EN AZ 2-3 KAT DAHA FAZLA’

Maraş depreminin ekonomik boyutuna ilişkin TÜRKONFED, Dünya Bankası ve TEPAV tarafından yürütülen nitelikli çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmalar, depremin maddi hasarının 100 ila 150 milyar dolar arasında olduğunu ortaya koyuyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 1999 raporuna da atıfta bulundunuz. DPT’den geriye kalan izlerin bulunduğu Strateji ve Bütçe Başkanlığı da resmi bir çalışma yaptı. Orada sarsıntının maliyetinin 104 milyar dolar olduğu ortaya çıktı. Bu nedenle depremin maddi zararı çok büyüktür. Marmara depreminden daha yüksek. Can kaybı, bina hasarı, altyapı hasarı Marmara Şokuna göre en az 2-3 kat daha fazladır. Mali boyutu da en az onun kadar yüksek.

‘DEPREMİN EKONOMİK MALİYETİNİ KARŞILAMAK MÜMKÜN AMA DEVLETİN YAPABİLECEĞİ BU DEĞİL’

1999 depreminin ekonomik yaralarını hâlâ hissediyoruz. Bu dönemde konulan vergilerin kullanımı tartışmalıydı ve bu konuda eleştirileriniz oldu. Şimdi Maraş merkezli depremin ardından bu maliyetin toplum tarafından nasıl karşılanacağı merak ediliyor. Bu maliyeti telafi etmek mümkün mü? Deprem bölgesinin ekonomik olarak toparlanması için atılması gereken adımlar nelerdir?

Depremin ekonomik maliyetini karşılamak mümkündür. Ama bu mevcut hükümetin yapabileceği bir şey değil. Özellikle ekonomik maliyetin finansmanı söz konusu olduğunda, birkaç temel kaynak mevcuttur. Her şeyden önce, harcamaların yeniden değerlendirilmesi gerekir. Hükümetin bunu yaptığını görmüyoruz. Hükümet harcamalarda bir tasarruf programı ortaya koymadı. Evet, Türkiye’nin bütçesi çok esnek bir bütçe değil, kabul edilmesi gerekiyor ama yine de yatırım harcamalarında, cari harcamalarda ve transfer harcamalarının bir kısmında tasarruf edilebilecek harcama kalemleri var.

DEVLET HENÜZ ‘ÖNCEM İSTANBUL DEĞİL DEPREM YARALARINA YARDIM ETMEK’ DEMEDİ

Dolayısıyla buradaki yaklaşım şu olmalıdır: Beyin sarsıntısının yaralarını sarmak ve Türkiye’yi sarsıntıya hazırlamak birinci öncelik olmalıdır. Ona göre harcamalar yeniden gözden geçirilmelidir. Bu harcamalarda, hükümet önemli ölçüde para tasarrufu sağlayabilir. Yaklaşık 600-700 milyar liralık bir havuz söz konusu. O havuzdan yüzde 10, 70 tasarruf etsen, yüzde 20 tasarruf etsen 140-150 milyar liralık kaynak oluşturabiliyorsun. Ama hükümetin bunu yaptığını görmüyoruz. Hükümet hala “Kanal İstanbul benim önceliğim değil, bu projeyi askıya alıyorum. Birinci önceliğim depremin yaralarını sarmak” dedi. Böyle bir adım sadece bir kaynak değil aynı zamanda bir mesajdır. Ama bu adım atılmıyor.

‘ÜLKEYE YATIRIM GEMİLERİ İÇİN ADIMLAR’

İkinci kaynak, olağan vergilerdir. İşçilerin, dar ve sabit gelirlilerin üzerindeki yükü artırmadan atılabilecek vergi adımları var. Bunlardan biri de imar kiralarının vergilendirilmesidir. Devlet bu bahiste de rastgele bir çaba ortaya koymuyor. Attığı adımlar aynı zamanda ülkeye yatırımı baltalayacak adımlardır. Örneğin vergi muafiyetleri ve muafiyetleri konusunda adımlar atıldığını görmüyoruz.

‘GERÇEKÇİ BİR PROGRAM VE ŞEFFAFLIK OLMADIĞI İÇİN DIŞ FİNANSMANA ULAŞMAKTA ZORLUK VAR’

Üçüncü kalem ise yurt dışından uygun koşullarla uzun vadeli finansmandır. Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve İslam Kalkınma Bankası gibi çok taraflı kalkınma bankalarından fon sağlanması mümkündür. Sarsıntı harcamalarında kullanılmak üzere uygun koşullarla uzun vadeli tahvil ihraç etmek mümkündür. Ancak hükümetin deprem bölgesine ilişkin gerçekçi ve dengeli bir programı olmadığı ve şeffaflık açısından sorunlar olduğu için bu kaynaklara erişimde de sıkıntılar yaşanıyor. Öte yandan bağış, hibe ve harcamalar konusunda adımlar atılabilir ama bunların hepsinde şeffaflık çok değerli. Şimdi bir afet fonu kuruldu. Bu afet fonunun gelirleri net değil, şeffaflık ve denetim açısından olması gerekenden çok uzak.

‘PARÇALARA HAREKET ETMEK DOĞRU DEĞİL’

Özetle, eldeki imkanlarla harcamalara öncelik vermek, imar kiraları başta olmak üzere yeni gelir kaynakları yaratmak, uzun vadeli yerli ve yabancı finansman araçlarını devreye sokmak. Bunların olabilmesi için dengeli bir programın olması gerekir. Bu nedenle deprem bölgesi için bir imar, imar ve imar programı olması gerektiğini söylüyoruz. Bu tür bir kesme modülü ile hareket etmek yanlış bir yaklaşım değildir. Böyle bir program ortaya koyarsanız hem içeride hem de dışarıda kaynakları seferber edebilirsiniz.

‘ÜRETİM OLMADAN BÖLGEYE GERİ DÖNÜŞ SAĞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL’

Bölgenin canlanması ve ticari hayatın canlanması için atılması gereken adımlar var. Bazı adımlar atıldı ama yeterli değil. Kamu alacaklarının tahsilinin durdurulması çok değerlidir. Kredi Garanti Fonu Programı’nın ikiye katlanması çok değerli. Ticaret hayatını canlandıracak adımlar atılıyor, tarım ve hayvancılığın desteklenmesi gerekiyor. Özellikle yem, tohum, zirai ilaç, gübre, besi hayvanı desteği gibi konularda hükümetin daha fazla adım atması gerekiyor. Bölgedeki yatırımları güçlü bir şekilde desteklemek gerekiyor. İstihdama ilişkin özel adımlar da zorunludur. Burada üretim yapmadan bölgeye geri dönüş sağlamak mümkün değil.

“HÜKÜMET GÜVENLİĞİ TEHLİKE ETMEKTEDİR ÇÜNKÜ HIZLI KONUT YAPARIM”

Maraş depremlerinin ardından afet öncesi alınması gereken önlemler daha çok konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Özellikle İstanbul ile ilgili önemli bir endişe var. Olası felaketlere ittifak olarak hazırlanmak için neler yapıyorsunuz/yapacaksınız?

Millet İttifakı olarak deprem komitesi oluşturduk. Diğer partilerin önerilerini sarsıntı çerçevesinde birleştirdik. Önümüzdeki günlerde hem parti liderleri hem de parti temsilcileri tarafından kamuoyuna yansıyacak. Vatandaşlarımıza geçici barınma, beslenme, sağlık ve hijyen konularında daha yeterli imkânların sağlanması gerekmektedir. Kalıcı konut konusunda daha gerçekçi ve doğru bir plan ve program ortaya koymak gerekiyor. Bunları hem kısa hem de ucuza yapmak ve iman sahibi olmak çok kıymetlidir. Hızlı yapacağım diye güvenlik ve maliyet açısından hata yapmamak gerekiyor. Şu anda hükümet güvenliği riske atıyor çünkü evleri hızlı bir şekilde inşa edeceğim ve ortaya çıkan maliyetler resmi maliyetlerden çok daha yüksek.

‘AFAD’IN YENİDEN DÜZENLENMESİ GEREKİYOR’

Afet yönetimini ve bu konuda Türkiye’yi güçlendirmek için öncelikle afet yönetimi anlayışının değişmesi gerekmektedir. Bir afetin ardından sonuçları yönetmek yerine, o sonuçların ortaya çıkmasını önlemek gerekir. Ulusal beyin sarsıntısı stratejisi ve eylem planının revize edilmesi ve müdahale planlarının yeniden hazırlanması gerekmektedir. Şehircilik ve Afet Yönetimi Bakanlığı kurulması teklifimiz var. Bunun acilen uygulanması gerekiyor. AFAD’ın sıfırdan yeniden yapılanması gerekiyor. Liste çok uzuyor. Kentsel dönüşüm ve güçlendirme konusunda da atılması gereken adımlar var. Hayata geçirdiğimiz “rant İstanbul” yerine “Yaşam İstanbul” projesini öneriyoruz. Sadece konut yapmak değil, bütün sosyal donatılarıyla kapsamlı bir projeyi hayata geçirmek gerekiyor.

‘EKONOMİK ŞARTLAR AĞIR OLDU, DEPREM MASAYA ULAŞTI’

Millet İttifakı olarak hazırladığınız Ortak Politikalar Konsensüsü’nde ekonomi politikaları konusunda çok detaylı değerlendirmeler ve vaatler yer alıyor. Türkiye’deki ekonomik durum, şokun üzerindeki etkisi ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yarattığı bilinmezlikler dikkate alındığında sizi güçlü bir sürecin beklediğini söyleyebilir miyiz? Bu süreci nasıl yöneteceksiniz?

Ülkenin ekonomik koşulları depremden önce de zaten çok zordu. Deprem bu tabloyu daha da kötüleştirdi. Sorunlar aşılamaz sorunlar değildir. Sorun kaynaklar, bütçe yönetimi, önceliklendirme ve anahtar seçimlerle ilgilidir. Ortak Politikalar Konsensüsü’nde bir makro çerçeve ortaya koyduk. Enflasyonu tek haneye indirmek, büyümeyi yüzde 5’in üzerinde tutmak, 5 yılda 5 milyon istihdam yaratmak ve kişi başına düşen milli geliri ikiye katlamak için hedefler koyduk.

“DOĞRU ADIMLARI ATAYAN BİR YÖNETİM BU SORUNLARI ÇOK KISA SÜREDE ÇÖZER”

Deprem Kurulu olarak yaptığımız değerlendirmeler çerçevesinde bu hedeflerimizden vazgeçmemiz için bir sebep yok. Ancak kaynak tahsisi, bütçe önceliklerimiz, vergilendirme ve finansmana ilişkin adımlarımızı yeni koşullarda ele almamız gerekiyor. Bu çerçevede hareket eden güçlü, güvenilir bir program ve ekip, işe geldiğinde bu yüklerin üstesinden gelir. Bu iktidar sorunlara hep farklı bir açıdan yaklaştığından ve beyin sarsıntısının yaralarını bile rant elde etme aracına dönüştürdüğünden işler düzeliyor gibi görünüyor. Ancak şeffaf, dürüst, önceliklerini iyi belirleyen ve gelir konusunda ciddi adımlar atan bir yönetim bu sorunları çok kısa sürede çözecektir. Millet İttifakı olarak buna talip oluyoruz.

‘SÖZ KONUSU PROGRAM DEĞİL’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her gün hızla seçim şerhlerini açıkladığı bir dönemden geçiyoruz. Tüm bu söylentilerin ekonomik maliyeti hakkında ne söyleyebilirsiniz? Seçim ekonomisinin Türkiye’ye yük olduğu/olacağı yorumlanabilir mi?

Sorun şu: Emeklilerimize yapılan zamlar, çalışanlara yapılan zamlar hiçbir zaman yeterli diyemeyiz. Bu adımlardan bazıları ‘Ortak Politikalar Uzlaşması’nda, hükümet bunları bir anlamda kendi plan ve projesiymiş gibi sunuyor. Sorun emeklilere ve çalışanlara yapılan iyileştirmeler değil, onlar bunu hak ediyor. Sorun şu ki hükümet bunların hiçbirini plan, program ve bütçe anlayışıyla yapmıyor. Bunları yaparsınız ve bunu nereden finanse edeceğinizi düşünürsünüz. Özellikle enflasyon noktasında çok sağlam bir perspektif, plan ve program ortaya koyarsanız bunların hem kamu maliyesi hem de ekonomi üzerindeki yükünü dengeleyebilirsiniz. Buradaki sorun programlama eksikliği, bütçe eksikliği ve dengeli bir mali çerçeve sunamamadır.

‘SANAL DÖNGÜYÜ KIRACAĞIZ’

Bu hükümet, ücretleri ve fiyatları enflasyondan sonra çalıştırarak bu sorunları çözmeye çalışıyor. Enflasyonu tek haneli rakamlara indirecek güvenli bir program ortaya koyduğunuzda, bu gelişmeler birkaç ayda anlamsız hale gelmeyecek. Devlet bir ayar yapıyor, inanç olmadığı için o iyileştirmeler birkaç ay sonra anlamını yitiriyor. Millet İttifakı olarak tezimiz bu kısır döngüyü kıracağımızdır. Hem çalışanlarımızın yaşam koşullarını iyileştireceğiz hem de enflasyonu tek haneye indireceğiz. Herkes refahtan pay aldığını hissedecek.

gelibolu-ajans.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu